Sabah Namazına Nasıl Kalkılır ?
27 Mar 2008 Yorum yapın
Cemil Tokpınar’ın kendi uygulamalarıyla etkileyici bir biçimde yazdığı bu kitapta Sabah Namazının önemi, namazın gereklilikleri, namaz kılmamanın mazeretleri, namaza kalkma formülleri gibi güzel ve uygulanabilir yöntemler var…
Tavsiyemizdir.
Cevşen-ül kebir | İhsan Atasoy
30 Oca 2008 Yorum yapın
in Manevi İklimin Gölgesinde, phpBB
Uhud Harbi sırasında şavaşın zorlugu ve sıcakdan zırhı ağırlasıp zorlanan
Hazreti Peygamber (SAV)’me Cebrail (AS)’ın vahy ile getirdiği ve zırhı çıkar bunu oku dediği gayet yüksek ve çok kıymettarbi münacatı Peygamberiyedir ki Zeynel Abidin (r.a)’dan tevatürle rivayet edilmiştir.
http://rapidshare.com/files/19384427/Cevsen-ulKebir.mp3.html
M. Fetullah Gülen Hoca Efendi’nin Risale-i Nurla Nasıl Tanıştı?
16 Ara 2007 Yorum yapın
Kırkıncı Hoca, bana, Selahaddin ve Hatem’e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim” dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü,
Bediüzzaman’ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazib ve orijinal bir hadiseydi.
Mehmet Şergil’in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci’dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan’a “şark’ı bir dolaş gel” demiş o da Sivas,Erzincan ve Erzurum’u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum’da kaldı. ilk gece Hücumatı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua’dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki te’villere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan’ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.
Muzaffer Arslan”ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu.
Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı’nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım.
Osman Hoca olsun, Sadi Efendi olsun, beni vazgeçirmek için çok uğraştılar. Bilhassa Osman Bektaş Hoca’nın gözde talebesiydim ve ilmine de itimadım vardı. Ancak Risaleler aleyhine konuştuğu şeyler bana hiç tesir etmemişti. Çok iyi sardırmıştım. Muzaffer Arslan orada bulunduğu müddet içinde her gün geldim. Zaten uğurlamak için tren istasyonuna beş kişi gelmiştik. Mehmet Şergil, Zeki Efendi, Kırkıncı Hoca, Hatem ve bir de ben.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad’dan Erzurum’a bir mektup geldi. “Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?” hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem’e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim.

Bizim oralarda (Erzurum’da) 1001 hatim okunur. Yapılan her hatim için bir dua; bir de umum için bir dua yapılır. O sene yapılacak umumi dua Regaib Kandili’ne denk geldi. Hazırlandık ve Lala Paşa Camiine gittik. O gecelerde camide yer bulmak da zordur. Herkes birbirinin sırtına secde eder; cami bu kadar kalabalık olur.
Ben caminin Hünkar Mahfiline çıktım. Namazdan sonra, içime bir arzu, bir iştiyak ve bir ateş düştü ki tarifi mümkün değil. Yana yakıla yalvarıyorum: “Allah’ım! Bahtına düştüm, beni de bu arkadaşların arasına kat. Onlardan biri olayım. Bu hizmetle bütünleşeyim. Dıştan gelip giden insan olmayayım. Kendimi bu hizmete vakfedeyim..” (İnşallah Ben de İstiyorum bunu Allah bana da nasip eder inşallah DUA EDİN)
O gün sabaha kadar yalvardım. Hayatımda böyle bir hal içinde duaya ya bir ya da iki kere muvaffak olabilmişimdir. Çığlık oldum inledim, sabaha kadar gözyaşı döktüm. O gün sadece Rabbimden bunu istedim..

Sabah namazından önce Sadık Efendi vaaz verdi. O da çok hissî vaaz vermişti; ekseriyetle de öyle verirdi. Efendimiz, der dudağını yalardı. Öyle bir peygamber aşığı insandı. Onun vaazı da bana çok dokundu. Vaaz süresince de hep ağladım. Yırtınırcasına yine aynı duayı yaptım. Hatim duasından sonra da camiden çıktım.
Tam caminin önünde Hatem Hoca beni anyordu. Görünce koşarak yanıma geldi. “Bu gece rüyamda Üstad’ı gördüm. Sana “Tarihçe-i Hayat” taki mektubu yollamıştı. Bir de sana bir güveç dolusu ceviz gönderdi” dedi.
Ben o esnada nasıl ayakta durabildim hâlâ hayret ederim. Akşamki hicran dolu gözyaşlarım, şimdi beni sevincimden ağlatacaktı. Hislerime sahip olmaya çalıştım. O sırada Alvar İmamının dediklerini dedim:
“Değildir bu bana layık bu bende Bana bu lütf ile ihsan nedendir.”
Rüyada ceviz, yolculuk diye tabir edilir. İki üç ay önce gelen selam, benim bu akşamki ruh halim ve Hatem’in rüyası üst üste gelince; artık kendimi bu arkadaşlarla bütünleşmiş hissettim. Onlar nasıl kabul eder bilemem, fakat ben kendimi hep onlarla beraber bildim.
M.Fethullah Gülen
Bamteli Sohbetleri Artık Görüntülü!
08 Ara 2007 Yorum yapın
Evet duyurusundan da anlaşıldığı üzere her hafta dinleyerek feyzlendiğimiz amerika notları ve bamteli sohbetleri artık görüntülü… uzun yıllar görüntülü olarak hocaefendiyi görmek nasib olmamıştı, ama artık bir ilk yapılıyor sanırım
Allah hayırlısıyla dünya yüzüyle de birebir görmeyi nasib eyler umarım.
Kurban Kurbiyete Vesile
06 Ara 2007 Yorum yapın
Mümin, Alemlerin Rabbi Rahîmi tarafından hadde hesaba gelmedik nimetlerle serfiraz olduğu şuuruyla yaşar. Yokluktan varlığa çıkış, camid bir varlık olma veya nebatâttan bir tür ot olarak halk edilme yerine, hep tahkire mahkum bir hayvan olarak yaratılmanın yanında, alemin kendisine muti bir hizmetçi kılındığı, hayatın ve varlığın meyvesi hükmünde şerefli, izzetli bir varlık; insan olarak yaratılmasının ne müthiş bir nimet olduğunu idrake çalışır. Bununla beraber, varlığı ve varlığın gayesini bilme, Rabbini tanıma gibi bîhemtâ bir mazhariyetin de farkındadır. Zira bu sayede hayata anlam vermiş ve karşısına çıkan her şeyi, her hadiseyi kendine bir istifade kaynağı yapabilmiştir.
İnanmış bir gönül, Mevlâ’nın kendisine emrettiği ibadetlerin kendisi için en güzel ve faideli olduğunu da gayet iyi bilir. Yine bilir ki, Cenâb-ı Hak asla onun zararına bir şeyi ondan istemez, zahiren bir kısım meşakkatler veya kayıp gibi görünen şeyler aslında toprağa atılıp çatlayan ve meyve veren bir tohum gibi ahiret nimetlerini netice verecektir. Bu minvalde, hayatın onun ekseni etrafında örgülendiğini kavraması da zor değildir. Çünkü, Kur’an pek çok yerde arz ve semada ne varsa onun hizmetine sunulduğunu ifade eder.
Yüce Mevlâ, böyle kıymetli olarak yarattığı kullarına emrettiği ibadet kabilinden şeyleri kendi dostuluğuna bir vesile kılar ki, başka hiç bir mahluk bu nimete mazhar değildir. İşte içinde birbirinden kıymetli geceleri ile üç aylar, O’na kurbiyetin ilk rampaları mesabesinde.. derken bütün lâhûtiliğiyle Ramazan ve Kadir.. ardından öteler buudlu muhteşem atmoferi ile bayram.. Bundan sonra Ramazan’ın mübarek tozu toprağı birden atılıverilmez. Şevval’de altı gün daha oruç tutulur, derken Pazartesi Perşembe oruçları alışılmışlığın sühûleti içinde kulluğun bu minval üzere devamını temine yardımcı olur. Derken ardından sayılı günler çabuk geçiverir ve Kurban bayramının sath-ı mâiline geliniverilir. Zilhicce’nin ilk on günü ki, -bizler de onun idraki içindeyiz- gelip çatıverir. Bizi tekrar kullukta biraz daha ciddi gayrete teşvik eder. O da tam bitecek olur, bî-hemta bir güne ulaşılır. Arefe… Hacılar Arafatı mahşer yerine çevirmiş, yaşlısı genci, kadını erkeği, esmeri beyazı, paşası garibanı imkanı bulan her inanmış elleri semaya açık, gözleri ceyhun, yürekleri ezik, dudakları bükük, üstü başı toz toprak, saçları dağınık dua dua yalvarırlar Alemlerin Rabbine… Kimileri de dualarımız onların dualarına karışsın, belki bu suretle kabule karîn olur ümidiyle çok uzaklarda aynı anda ellerini ve gönüllerini Rabbü’l Alemine açarlar…
Evet, derken Kurban bayramı bütün bunlardan sonra bir sultan gibi gelir müminlerin gönüllerindeki tahtına kurulur. Her imkan sahibi müslüman bir heyecanla Hak Teâlâ’nın katına halis niyetlerini arz eder. Bir kurban ulaştırıverir yüce dergâha, ancak ulaşan kurban ederken taşınan takvadır.
Mevzuya şöyle bakmak geliyor içimden, Allah Teâlâ’nın bize emrettiği, bizden yapmamızı istediği ibadet adına ne varsa, tarafından hürmet atfettiği ve bizim için birer lutuf ve ihsan paketi şeklindeki gün ve gecelerin hepsi, bizim O’na kurbiyet kazanmamız, aslî hüviyetimizi idrak edip, üzerimize düşenleri yaparak Hak katında sevimli bir kul olmamız için mühim vesilelerdir. İşte kurban, ismi ile müsemma böyle bir ibadettir. Hakka teslimiyetin, onun emirlerine inkıyadın, yeri gelince nelerden nasıl fedakarlık yapabileceğinin bir göstergesidir. Zira temeli itibariyle Hz. İbrahim’den istenen fedakarlık çok büyüktü. Belki de bu ehemmiyetinden ötürü Rasûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Kimin geçim durumunda bir genişlik olur da kurbanını basite alıp kesmezse, o kimse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!” Mevla merhameti gereği Hz. İbrahim’e evladını ve bizlere de kimbilir olabilecek nice ağır mükellefiyetleri bağışladı, aczimize göre muamelede bulunup yaparken hiç zorlanmayacağımız mükellefiyetle bizi memur etti. Yani, denebilir ki, O bize Kendisine kurbiyet yollarını kolaylaştırdı. Belki, basit bir irade ile türlü türlü vesileleri bulup O’na yakın olmayı bize bahşetti.
Diler ve dilenirim Rabbi Rahîmim’den o rahmetinin galeyâna geldiği arefe gününde Arafat’ta ve sair aktarı sema u arzın muhtelif köşelerinde sözü nazı O’nun katında geçen sînelerin yanık duaları yüzüsuyu hürmetine bu bayramı bizim hakkımızda O’na kurbiyete bir vesile kılar. Bu sayede günahlarımızı temizler, seyyiâtımızı hasenata tebdil eder ve kulluk şuuruyla serfirâz eder.
El Kulubud Daria’dan Bir Bölüm
20 Kas 2007 Yorum yapın
“Ya Rabbi, Sen’in aşkına tutuldum. Sen’den gayrı her şeyi terk edip huzuruna geldim. Seni gördükten sonra, bakışlarım başka şey görmez oldu… Beni parça parça etsen bile bu gönül Sen’den başkasına asla meyletmeyecek. Kapına gelmiş ve Senin şefkatine nâil olmayı uman bu zayıf bîçârenin günahlarını affet. Her ne kadar defteri isyanla dolu olsa da, ey Müheymin, Sen’den başkasına secde etmedi, etmeyecek. İlâhî! Asî kulun yine kapına geldi; (dağlar azametindeki) günahlarını ikrar edip, ellerini Sana açıyor ve sadece Sana açar. Şâyet Sen mağfiret edersen, hiç şüphesiz o Sen’in şânındandır; kovarsan dergahından, beni Sen’den başka kim affedebilir?!”
KİN | Emin Bülent SERDAROĞLU
26 Eki 2007 Yorum yapın
KİN
Göster sema-yi mağribe yüksel de alnını,
Dök kalb-i saf-ı millete feyz-i beyanını!
Al bayrağınla çık, yürü sağken zafer nüma,
Bir gün şehit olunca sen, olsun kefen sana!
Ey makber-i muazzam-ı ecdadı titreten,
Düşman sadası, sus, yine yükselme gölgeden!
Kafir! Hilal-i rayet-i İSLAM’ a hürmet et,
Toplar boğar hitabını dağlarda akibet!..
Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini ,
Binlerce can dirilse de nakletse geçmişini!
Garbın cebin-i zalimi affetmedim seni,
TÜRK’üm ve düşmanın sana kalsam da bir kişi!..
Ben şurezar-ı kalbimi kinimle süslerim,
Kalbimde bir silah ile ferdayı beklerim.
Kabrinde müsterih uyu ey namdar atam!
Evladının bugünkü adı sade intikam!
Emin Bülent SERDAROĞLU
(Vatan Şairi ve Galatasaray Spor Kulübü 2 Numaralı Kurucusu)
M. Fethullah Gülen – Kurandan İdrake Yansıyanlar
19 Eki 2007 Yorum yapın
![]() |
M. Fethullah Gülen Nil Yayınları; İzmir, 2007, 14 x 20 cm, 480 sayfa, Türkçe, Karton Kapak. ISBN No: 9753152167 |
Sonsuzun, kelime ve harfler dünyasında parıldayan ışığıdır Kur’ân. İns u cinnin duygu, düşünce ve his atlasında melekûtun sesi soluğudur Kur’ân. Gün gelip de o, en müstesna bir sadef içinde inciye dönüşünce, işte o zaman, söz sarraflarının gözleri, sararıp solmayan ve renk atmayan bir güzellikle buluştu. Kur’ân, ziya olup varlığın çehresine yağacağı güne kadar, her yanıyla ayrı bir renk, desen ve âhenk meşheri olan şu koca kâinat bir gulyabaniler ülkesi; her satırı, ‘Mele-i A’lâ’nın farklı bir sırrına sadef sayılan bu varlık kitabı da bir kısım evrak-ı perişandan ibarettir.
seçkin mağazalardan ve kitapçılardan edinebilirsiniz
Kitap Okumanın İncelikleri
19 Eki 2007 Yorum yapın
Her okuduğunu anlayamayacak seviyede olan kimselerin, öncelikle anlayabilecekleri bir kitaptan veya herhangi bir kitabın rahat anlaşılabilen bölümlerinden başlaması isabetli olur.
Bu şekilde bir ilk okumayla kitabın usulü, üslûbu ve takdim şekline de vukufiyet kazanan okuyucu, daha sonra kitabı iyi anlayabilmek için baştan başlayarak bir kere daha okuması yararlı olur. Bu tür okumayla kişi okuduğunu bilir ve okuduğu malzemeyi rahatlıkla kullanabilir. Evet insan, bu şekilde bir okuma ile malzemeyi hafızasına iyice yerleştirmiş olur ve yerine göre onları değerlendirebilir.
Bazen çok kitap okuyan biri, okuduğu kitapların farkında olmayabilir. Her kitap bir yönüyle onun kafasına dağınık bir şeyler bırakır, gider. Bu bilgiler zihinde sistemli bir istife tabi tutulmasa da insan farkına varmadan, herhangi bir zamanda bazı meseleleri değerlendirirken, değişik mülahazalarının irade dışı olarak onun hafızasına uğrayan, dimağında kalan o düşüncelerle beslendiği olur. Evet! Çok okuyan kişinin beyninde gizli bir teyp varmış gibi hiç farkına varmadan pek çok şey kaydolmaktadır. Bu gizli disk ve diskteki malzemenin kullanılabilir hale gelmesi meselesi çok okumakla doğrudan alakalıdır.
Eskiler bir kitaba başlarken, üç şeyi bilmenin vâcip, dört şeyi bilmenin de câiz olduğunu söylerlerdi.
Vâcib olan şeyler:
a) Besmele (Bismillahirrahmanirrahim demek).
b) Hamdele (Elhamdülillah demek) ve
c) Salvele (sallallâhu aleyhi ve sellem gibi Peygamberimiz’e salât ü selam okumak).
Câiz olan şeyler olarak da şunları söylerlerdi:
a) İsm-i kitap; burada isim ile müsemmâ arasında münâsebet var mı? Yani kitabın ismi, muhteviyatını aksettiriyor mu? gibi konular üzerinde dururlardı.
b) Fenn-i kitap; kitap hangi daldan ve konudan bahsediyor? Veya ilim dalının hangi yanından bahsediyor?
c) Ta’dad-ı fusul; kitapta meselelere kaç fasılda yaklaşılmış?
d) Tebyîn-i garaz: Bu kitabı yazmaktan maksat yani kitabın te’lifindeki gaye nedir?
Zannediyorum bu düşünceyi bugün de değerlendirmek mümkündür. Tabii kitabın muhtevasında sistem söz konusu ise. Bu itibarla kitabı yukarıda ifade edilen dört bir yanıyla kavramak ve o mülahazalar çerçevesinde anlamak, kitabı gerçekten okumak demektir. Yani isimle müsemma arasındaki münasebeti kavrama, ilgili olduğu fenne dair o kitabın yazılmasındaki espriyi anlama, sonra fasıl, mukaddime ve bölümlerinde eksik, gedik veya fazlalık olup olmadığını, nerelerde teferruata girildiğini öğrenme, kitap okumada esas olan unsurlardır. İfade ettiğimiz bu hususu Nur risalelerini okuyan bazı ilk Nur talebelerinin gerçekleştirdiği söylenebilir.
En ideal kitap okuma vakti
Eskiden temkinli oturarak kitap okumak tavsiye edilirdi. Ben de bazı kitapları okurken öyle yapmışımdır. Fakat daha sonraları bende yatarak okuma âdeti hâsıl oldu. Dört-beş saat üst üste kitap okuyacaksam, yatmak suretiyle okuma bana daha kolay geldi. Masada kitap okumanın bir müddet sonra beni sıktığını gördüm. Ama masa başında okuyamadığım kitaplarda önemli yerlerin altını çizerken çizgilerde kaymalar olduğunu da söylemeliyim. Hatta çizgilerin, bazen satırın içine, bazen de dışına çıktığı da oluyordu. Bir dönemde, sadece kitabın önemli yerlerini çizmekle yetinmeyip, onun kenarlarına, “Bu mütalaa başka yerdeki şu zatın dediği ile uyum içinde veya şurada mantıkî bir boşluk var. Burada bir tenakuz söz konusu, şurada hissî bir boşluk var, burada demagoji yapılmış.” şeklinde kendi mütalaalarımı da not ediyordum.
Bir de kitap okuma vakti çok önemlidir. İnsan dinç iken kitap okumalı. Sabah kalktığı zaman veya kaylûleden sonra kitap okumanın istifadeli olduğunu gördüm.
Gece vakti kitap okumanın da faydalı olduğunu söyleyenler vardır. Bunda da bir hakikat payı olduğunu düşünüyorum. Fakat benim genel kanaatim şu ki: İnsan gece vakti biraz dinlenmeli, biraz da gecesini evrâd u ezkârla ihyâ etmeye çalışmalıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu husus şöyle ifade edilir: “Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibâdet etmek daha tesirlidir ve Kur’ân’ı okuyuş adına da daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar.” (Müzzemmil Suresi,73/6) Geceler, insanın ne dediğini ve ne anladığını en iyi şekilde ifade edebileceği bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde insanoğlu, Rabb’isiyle münasebete geçmeli ve O’nu duymaya çalışmalıdır. Bu açıdan, gecenin içinde insanın mutlaka Rabb’isine ayıracağı bir zamanı olmalıdır.
İyi yazmak için çok okumak gerekir
Türkiye’de az sayıda da olsa çok ciddi kitap okuyan kimselerin bulunduğu da bir gerçek. Esasen okumak bir yönüyle bir kültür ve tiryakilik meselesidir. Meselâ, çantada sürekli kitap taşıma, durakta beklerken okuma, arabaya binerken okuma, hatta arabayı kullanan kişinin bile eğer onda da bir merak varsa bazı şeyleri bantlara okutturup seyahat esnasında banttan dinleme hep okuma kültürü ile alakalıdır. Şu da unutulmamalıdır ki, bizim insanımız büyük çoğunluğu itibarıyla okuma fakiri ve düşünce özürlüdür.
Yazar olmayı düşünen bir insanın mutlaka çok yazması gerekmektedir. İstidadı olan da olmayan da elinden geldiğince bir şeyler yazmalıdır. Zira istidat varsa, ancak yazmak suretiyle ortaya çıkar. İnsan yazmayınca istidadının da var olup olmadığı belli olmayabilir. Hatta kanaat-ı âcizânemce, insan her alanda bir şeyler yazmalı ve tashihe de açık olmalıdır. Bence bu işe gönül verenler roman, tiyatro veya küçük oyunlar türünden eserler yazmayı bile denemelidirler. İleride o işi devam ettirmeseler de mutlaka yazmalıdırlar.
İyi yazmanın ya da yazabilmenin yolu değişik şeyler okumaktan geçer. Okunan eserler, bazen birbirine yakın, bazen de birbirine zıt şeyleri çağrıştırır: Sheaksper okuma insana, Jonben’i çağrıştırır; Nedim’i okumak da Baki’yi hatıra getirebilir. Önemli olan eli alışıncaya kadar yazmaktır. Daha sonra yazılan şeyleri yırtıp atmakta bir zarar yoktur. Ömer Nasuhi Hoca’nın birkaç roman yazdığı ve sonra yırtıp attığı söylenir.
Bir kitabın, ondan bazı şeyler çıkarıp yazabileceğimiz mülahazasıyla okunması çok iyi olur. O kitabın içinde önemli noktaları, önemli yerleri çizmek veya derkenar yapmak yahut bir hâşiye koyarak belirtmek ve sonra bir kere daha gözden geçirmek çok faydalıdır. Anlaşılması zor ve ciddi olan ağır eserleri ise üç veya beş defa okumak az sayılır. Ben bunu bir ifrat olarak görmüyorum. İnsan bir eseri her okuyuşunda aklına geleni derkenar etmelidir. Eğer gerekiyorsa veya isterse o istikamette bir şeyler de karalayabilir.
Yazmanın önemli yanlarından bir diğeri de, eseri yazdıktan sonra ifadesinden, üslûbundan o türlü düşünceleri takdim keyfiyetinden alın da muhteva zenginliğine kadar, kemal-i dikkatle bir fikrî eseri okuyor gibi birkaç defa okumaktır. İnsan, tıpkı bir şiiri tashih ediyor ve onu gerçek yörüngesine oturtuyor, şiiriyetiyle onu buluşturuyor gibi beş on defa onu tenkitçi gözüyle okumalıdır. İnsanoğlu hatalarla mâlul olduğundan ve söylediği sözlerin pek çoğunun uzun zaman hacâletini yaşadığından, bu hataların en asgarî seviyeye indirilmesi herhalde çok önemli olsa gerek.
Kadir Gecesi
09 Eki 2007 Yorum yapın
Hz Ebubekirin Yuce Mevlaya duasi…
Ey Allahım,
azığı pek az, iflas etmiş, günahını samimiyetle itiraf etmekten başka sermayesi kalmamış bir fakir, kapına gelmiştir.
Ona lutuf ve kereminle muamele buyur.
Ey Allahım,
Bu kulunun günahı büyüktür. Senden başka kimsesi olmayan bir gariptir.
Zelil bir kulundur, onun büyük günahını bağışla.
Allahım,
Bu kulunun yaptığı sadece isyandır, senin nimetlerini unutmaktır, yanılgı üstüne yanılgıdır.
Senden beklediği ise bol bol ihsandır, ikramdır.
Allahım,
Günahlarım kum taneleri kadar çok, sayılacak gibi değil. Sen affınla günahlarımı bağışla,güzel bir müsamaha göster.
Allahım,
Hayırlı amelim yok. Fena amellerim çok, itaat azığım ise pek az. Bu durumda halim ne olacak?
Bu kulunu her çeşit hastalıklardan uzak tut. Hacetini yerine getir. İtiraf ederimki benim hasta bir kalbim var.
Sen ise hastaya gerçek şifa verensin.
Allahım,
İbrahimin için ateşe “serin ol” emrini verdiğin gibi beni yakacak ateşede serin olması emrini ver.
Şifa veren sensin, kulun önemli ihtiyaçlarını karşılayacak olan sensin.
Sen bana yetersin, benim için ne güzel bir vekilsin.
Allahım,
İkram hazinelerinden bana bağışlar yap.
Çünkü sen çok bağışlayan, çok ikram edensin.
Bana gönlümün muradını ver.
Beni en hayırlı delilinin ardından ayırma.
Allahım,
Sen hakim, Cebrail de mübaşir olacağı kıyamet gününde bize mübarek bir mülk ve saltanat ver.
Korktuğumuz her şeyden bizi kurtar ve emniyet ver.
Hani musa… hani isa… nerede Yahya… nerde nuh… bu büyüklerin her biri ömürlerini tüketip gitmedilermi?
Ey isyana dalmış olan Sıdık sen durma, Yüce Mevlaya dön tövbe et





